Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu Yayınıdır.  
ANASAYFA

|

ENGLISH

|

ANASAYFA YAP

|

REKLAM

30 Ağustos 2014, Cumartesi

 
  Usak Gündem
  Bölgeler

Ücretsiz Tam Metin Uluslararası Hukuk ve Politika Dergisi

Ücretsiz Tam Metin Orta Asya ve Kafkasya Araştırmaları Dergisi

Türkiye’deki işsizlik oranı yanıltıcı
Dr. Vedat LAÇİNER

Yorum Yap Yazdır Arkadaşına Gönder

Devlet İstatistik Enstitüsü (DİE)’nün 2005 yılı Haziran-Ağustos aylarını kapsayan üç aylık hane halkı işgücü anketi verilerine göre, işsizlik oranı yüzde 9.1 seviyesinde gerçekleşti. Bu oran aslında rakamsal olarak Avrupa Birliği (AB)’ndeki işsizlik oranı seviyesine (9,1) düşmüş durumda. AB’ne üye ülkeler içerisinde işsizlik oranı Türkiye’nin üstünde olan ülkeler de var, örneğin: Polonya’da 19,9, İspanya’da 11,7, Almanya’da 9,8, İspanya’da 9,8, Fransa’da 9,7. DİE verilerine göre 2005 yılı başında yüzde 11,5 olan Türkiye’deki işsizlik oranının 10 ay gibi kısa bir süre içerisinde 9,1’e düşmesi hem sevindirici hem de düşündürücü. Tabi ki bu konudaki en iyimser yaklaşım, ekonomideki genel iyileşme havasının işsizlik rakamlarına da yansıdığı yönünde.  

DİE, 2005 yılı başında verilerin hesaplanması ve açıklanması yöntemini AB istatistik mevzuatına uyum çerçevesinde değiştirmişti. Yani, istatistiklere esas alınan kıstaslar açısından AB istatistikleriyle arasında prensip olarak bir farklılık bulunmuyor. Öyleyse, bizim ekonomimiz ve işgücü piyasamız o kadar iyi mi ki, ülkemizdeki işsizlik oranı çoğu gelişmiş Avrupa ülkelerinden bile daha düşük?  
 

Türkiye’nin nüfusu 71,6 milyon kişi. Teorik bazda istihdama konu oluşturanlar 15-65 yaş arasındaki nüfustur. Bu yaş aralığındaki 50,8 milyonluk nüfus ise, iş gücüne dahil olanlar ve olmayanlar olarak ikiye ayrılır. İş gücüne dahil olanlara maaş ve ücret ile çalışanlar, bağımsız çalışanlar, işverenler ve işsizler girer. İş gücüne dahil olmayanlar ise, çalışmak istemeyen ve çalışma yeteneği olmayanlardır. Bu iki gruba giren kişi sayısı Türkiye’de neredeyse eşit sayıdadır: İş gücüne dahil olanların sayısı 25,5 milyon iken, dahil olmayanların sayısı ise 25,3 milyondur. İşsizlik oranı işsizlerin sayısının, iş gücüne dahil olanların toplam sayısına oranlanmasıyla bulunur. Örneğin, ülkemizde işgücüne katılan 25,3 milyon, işsiz sayısı ise 2,3 milyon olduğundan, işsizlik oranı resmi rakamlara göre yüzde 9,1’dir.  
 

            Her ne kadar işsizlik oranını hesaplama sistemimiz AB ülkelerindekiyle aynı ise de, hesaba konu olan kalemlerin dağılımı Türkiye’de büyük farklılıklar gösterir. Örneğin, iş gücüne dahil olanlar arasında “geçici işsizler” de vardır ki, bu kişiler sadece geçici olarak işsiz olduğundan, işsiz sayısına dahil edilmezler. Bu nitelikteki “mevsimlik işçilerin” sayısı 1 milyon kişinin üzerindedir. Ülkemizdeki mevsimlik işçilerin sayısının çokluğundan dolayı, aslında yılın sadece bir kaç ayı çalışıp büyük bir bölümünde ise işsiz olan bu kişiler, işsizlik oranının hesabında dikkate alınmamaktadır. Bir diğeri ise, ev kadınlarının oluşturduğu gruptur ki, bu kişiler iş gücüne dahil olmayanlar grubunda yer aldıklarından işsiz sayısının belirlenmesinde dikkate alınmazlar. Oysa ki, Türkiye’de ev kadınlarının sayısı diğer AB ülkeleriyle kıyaslanamayacak kadar çoktur. İşgücüne dahil olmayan işçilerin yarısından fazlasını (12,8 milyon kişi) ev kadınları oluşturmaktadır. Bu kişiler iş piyasasında çalışmak istemediklerinden (!) işsiz de sayılmamaktadırlar. Yani, kadınların evde oturmayı tercih etmesi işgücüne katılma oranını düşürmektedir ve böylece işsizlik oranı da düşük görünmektedir.  
 

Bir an için resmi rakamları bırakıp, gerçekten de işsizliğin verdiği ağır yükü omuzlarında hissedenleri hesap ederseniz, iyimser bir tahminle bu kişilerin oranı rahatça yüzde 20’lerin üzerine çıkar.[1] Mevcut istatistikler, şansınız varsa belki AB müzakere sürecinde sınavda geçer not almanızı sağlayabilir, ancak Türkiye’nin gerçekleriyle yüzleşilmedikçe çözüm bulmak için çareler de üretilemeyecek, sorun daha da büyüyecektir.  
 

Ne yazık ki işgücü yapısının analizi ve AB ile müzakere sürecindeki yükümlülükler önümüzdeki dönemde işsizlik oranlarında önemli bir azalma olmayacağını göstermektedir. Bizi bu sonuca götüren nedenlerden ilki, Türkiye’deki nüfus artışı sonucu her yıl 500-700 bin yeni iş gücünün piyasalara girmesidir. İkinci olarak, yukarıda belirtilen Türkiye’deki ev kadınlarının sayısının çokluğudur. Kadınların evde oturmayı tercih etmesi işgücüne katılma oranını düşürmekte ve böylece işsizlik oranı da düşmektedir. Türkiye’de okullaşmanın artmasına paralel olarak, okuyan kız çocukların sayısı da artmakta, her geçen gün daha fazla kadın iş yaşamına girmektedir. Gelecekte kızlarımız, sadece ev kadını olmakla tatmin olmayacaklardır. Bu ise önümüzdeki yıllarda, ev kadınlarının sayısını azaltacak, buna karşılık iş piyasasında bir baskı yaratacaktır. Üçüncüsü ise, Türkiye’de çok büyük bir tarımsal işgücünün olmasıdır. İstihdam edilenlerin 7,5 milyonu tarım alanında çalışmaktadır. Bu ise oransal olarak işgücünün yaklaşık yüzde 30’una tekabül etmektedir. AB uyum sürecinde tarım reformuyla bu alanda çok sayıda işsizin ortaya çıkması beklenmektedir.  
 

Türkiye dünyadaki en hızlı büyüyen ekonomilerden birisi. Ancak bu hızlı büyüyen ekonomi istihdam yaratmakta zorlanıyor. Ekonomideki büyüme belki kısa vadede işsizlik sorununu çözemeyecektir. Ancak, Türkiye kemikleşmiş altyapısal sorunlarını çözmek istek ve iradesini de ancak ekonomik verilerdeki düzelmeyle bulabilmiştir. Ekonomik gelişme Türkiye’nin ve Türk halkının öz güvenini arttırmaktadır. Bu bağlamda istihdam alanında kronikleşmiş sorunlar, geciktirilmiş çözümlerle karşı karşıyayız. Büyümeye paralel istihdam artışını sağlamak için istihdam alanlarının planlı, programlı şekilde yönlendirilmesi gerekir. İstihdam alanında iyi bir plan ve program son tahlilde istikrarlı bir büyümenin de gereğidir. 
 

Türkiye istihdama doymuş bir ülke değildir. Türkiye gelişmekte olan ve talebin patladığı bir ülkedir. Bu bağlamda istihdam alanları yaratılmaya müsait bir ülkedir. İstihdam alanlarının yaratılmasında özel sektör titizliğinde hareket edilmeli, yönlendirilmesinde ise özel sektöre profesyonel yol gösterilebilmelidir. Alınan kararların sağlıklı olması plan ve programlarla mümkün olur. İyi planlar ve programlar ise, doğru veriler esas alınarak yapılabilir.  

Buradaki amaç hangi mesleklerden, ne kadar çalışan, nerede ve ne zaman gerekli sorularına cevap verebilmektir. Bunu yapacak araştırma vakit geçirilmeksizin yaptırılmalıdır. Düşünüldüğü gibi[2], bu önemli araştırmayı yapmakta sadece “İş Kurumu” görevlendirilmemelidir. Bu çalışma bütün devlet birimleri, bakanlıklar arasında koordineli bir çalışmayı gerektirir. Çalışma Bakanlığı içerisinde kurulacak bir uzmanlar kurulu, bu konuda gerekli yetkilerle donatılmalı, ilgili birimlerle istişarelerde bulunmalı ve gereken verileri alabilmelidir. Söz konusu Bakanlığın yurdun her köşesine yayılmış bölge müdürlükleri araştırmanın yetkinleştirilmesinde etkin bir şekilde kullanılmalıdır. 
 

Bu araştırmanın sonuçlanmasının ardından, yerel ve bölgesel düzeyde projelerle, istihdamdaki açık giderilmelidir. Bugüne kadar, Türkiye’nin istihdam sorunları el yordamıyla ve günü birlik politikalarla çözülmeye çalışılmıştır. İhtiyaçlar belirlenmeden istihdam alanları açılmış, bu nedenle de bir alanda/bölgede iş gücü fazlası varken, diğer tarafta çalıştırılacak nitelikli işgücü bulunamamıştır. Söz konusu araştırma ile bu olumsuzluğun önüne geçilebilecek, ilgili plan ve projeler ile de Türkiye’de istihdama ilişkin bir yol haritası çizilebilecektir. 
 

İşsizlik ile eğitim arasındaki ilişkiyi sonraki bir yazımızda işleyeceğiz. Ancak burada şunu önemle belirtelim ki, yapılan araştırma sonuçları sadece istihdam alanlarına değil, eğitim stratejilerine de yön vermelidir. Türkiye, Avrupa ile müzakere sürecini sistemini yenilemek için bir vesile olarak değerlendirmelidir. Bu bağlamda müzakerelerin ilk dosyaları olan “eğitim-kültür ve bilim-araştırma” en kolay konular olarak görülmemeli, köklü değişikliklere imza atılabilmelidir. Unutulmamalıdır ki, her aşama sistemin bir ayağıdır ve sistemin ayakta kalabilmesi her aşamaya gereken önemin verilmesiyle olur. Niteliksiz bir iş gücü yaratan eğitim sisteminin, insanlara ve genelinde topluma verdiği zarar, eğitim verememekten daha ağır olabilir.  
 

Dr. Vedat LAÇİNER (USAK İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku Uzmanı)

(laciner@yahoo.com


 

[1] Kıyaslayınız: www.milliyet.com/2004/07/19/ekonomi/axekool.html.

[2] Bkz.: Çalışma Bakanı Murat Başesgioğlu’nun resmi sitesi www.basesgioglu.org’da da yayınlanan PY Dergisiyle yapılan röportajda Çalışma Bakanı, ilgili çalışma konusunda İş Kurumu’nun görevlendirildiğini belirtmiştir. 

Dr. Vedat LAÇİNER

 Kullanıcı Yorumları

YORUM YAP

bu yazı için henüz yorum yapılmamış.

yorum yapmak için tıklayın.

 Yorum
Güvenlik Kodu:
Güvenlik Kodu:
Adınız:
Yorumunuz:
 
Haber Kategorileri
Türkiye Amerika Avrupa Orta Doğu Orta Asya Kafkasya Bodrum Holidays Balkanlar Dünya Asya-Pasifik Afrika Ekonomi Bilim Teknoloji

Copyright 2009 Usak Stratejik Gündem
Xbox Live Gratuit Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu

Mebusevleri Mah. Ayten Sok. No:21 Tandoğan/Ankara
Tel: 0 312 212 28 86  Faks: 0 312 212 25 84

Sitemiz
Anadolu Ajansı
Abonesidir